KAYBOLAN ASKIN HIKAYESI 

Bazı aşklar yanlış zamanda doğar.
Doğdukları an, kendi sonlarını da fısıldarlar.

Onlar birbirlerini bulduklarında, hayat çoktan yerleşmişti. Evler kurulmuş, sofralar paylaşılmış, çocukların sesleri duvarlara sinmişti. Her şey olması gerektiği gibiydi; düzenli, saygın, alışılmış. Fakat insanın içindeki boşluklar, resmi kayıtlara bakmaz. Kalp, medeni hâl sormaz.

Birbirlerine önce dikkatle baktılar. Uzun uzun değil; ama insanın içine işleyen o ikinci bakışla. Konuşmalar ölçülüydü. Cümleler masum. Kahveler sıradan. Ama kelimelerin arasına düşen sessizlikler tehlikeliydi. O sessizliklerde ikisi de aynı şeyi fark etti: Geç kalınmış bir tanışma.

Bu aşk bir yangın gibi başlamadı. Kimseyi yakıp yıkmadı. Daha çok, kış ortasında bir pencere aralığından içeri sızan ılık hava gibiydi. İnsanı ürperten ama aynı zamanda hayata döndüren bir şey. Uzun zamandır unutulmuş bir canlılık.

İkisi de evliydi. Bu cümle, her buluşmanın başında görünmez bir duvar gibi duruyordu. Vicdan, her akşam eve dönüş yolunda omuzlarına ağır bir palto gibi çöküyordu. Kimseye ihanet etmeyi planlamamışlardı. Aşkı da planlamamışlardı zaten.

Sevmekle zarar vermek arasındaki o ince çizgide yürüdüler. Birbirlerinin hayatında olmak istediler; ama kimsenin hayatını yıkmak istemediler. Çocukların yüzü, eşlerin alışkanlık olmuş sıcaklığı, yılların emeği… Bunlar bir kalemde silinecek şeyler değildi.

Belki genç olsalardı kaçarlardı. Belki cesur olsalardı yıkarlardı. Ama onlar ne gençti ne de yıkıcı. Onlar sorumlulukla yoğrulmuş insanlardı. Aşkları bu yüzden trajikti: İçinde ahlak, şefkat ve korku vardı.

Bir gün, uzun bir masada karşılıklı otururken, ikisi de aynı gerçeği kabul etti. Bu aşk ya büyüyecek ve birilerini incitecekti, ya da burada, en güzel yerinde bırakılacaktı. Bazen en büyük fedakârlık, sahip olmamaktır.

Ayrıldılar.

Kavga etmeden.
Suçlamadan.
Birbirlerini küçültmeden.

Son bakışlarında öfke yoktu. Yalnızca derin bir minnet vardı. “İyi ki tanıdım seni” demenin acıtan asaleti.

Sonra hayat, eski düzenine döndü. Aynı sofralar kuruldu. Aynı yataklara girildi. Aynı sabahlar yaşandı. Ama artık içlerinde, kimsenin bilmediği bir oda vardı. O odada, kısa ama gerçek bir bahar saklıydı.

Kayıp aşk bazen biten değil, yaşanmasına izin verilmeyendir.
Onlarınki yaşandı ama tamamlanmadı.
Belki de bu yüzden hiç eskimedi.

Çünkü bazı aşklar, hatıra olarak kalmak için gelir.
Ve hatıralar, gerçeğin dayanamayacağı kadar saf olabilir.