Kendime Hikayeler -2-Demir Kubbenin Altında

İsrail’de sonbahar, denizden gelen tuzlu rüzgârla başlar. Ama son yıllarda rüzgâr, siren sesleriyle bölünür oldu.
I. Siren
Noa, Tel Aviv’de yaşayan genç bir mimardı. Depreme dayanıklı yapılar tasarlıyor, ironik bir şekilde savaşın gölgesinde güvenli evler kurmaya çalışıyordu.
Eitan ise yedek askerdi. Asıl mesleği tarih öğretmenliğiydi ama adı her çağrıldığında üniformasını giyip birliğine katılıyordu.
7 Ekim sabahı sirenle uyandılar. Gökyüzünde, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin savunma sistemleri devreye girmişti. Uzaktan patlamalar duyuluyor, telefonlar susmuyordu.
Eitan mesaj attı:
“Göreve çağrıldım.”
Noa uzun süre ekrana baktı. Yazacak kelime bulamadı. Sadece:
“Dön.”
II. Güney
Eitan’ın birliği güneye, Gazze sınırına gönderildi. Günlerce süren çatışmalar, toz, korku ve belirsizlik… Her an bir şey olabilir hissi insanın içine işliyordu.
Bir gece operasyon sırasında patlama oldu. Eitan bilincini kaybetti.
Uyandığında hastanedeydi. Sağ bacağı diz altından yoktu.
İlk düşündüğü şey acı değildi. “Noa’ya nasıl söyleyeceğim?” oldu.
III. Eksik Ama Hayatta
Noa onu askeri hastanede gördüğünde, yüzündeki ifadeyi saklamaya çalıştı. Gülümsedi.
“Bacağını kaybetmişsin,” dedi yumuşakça.
Eitan gözlerini kaçırdı. “Sadece bir parça.”
Ama kaybettikleri sadece bir uzuv değildi. Eitan artık öğretmenliğe dönebilecek miydi? Çocuklarla koşabilecek miydi? Gelecek planları ne olacaktı?
Rehabilitasyon süreci aylar sürdü. Fizik tedavi, protez denemeleri, gece gelen kabuslar… Bazen Eitan kimseyle konuşmuyordu. Savaşın görüntüleri zihninde dönüp duruyordu.
Bir akşam Noa sessizliği bozdu:
“Ben evler tasarlıyorum,” dedi. “Ama belki de önce hayatımızı yeniden tasarlamamız gerekiyor.”
IV..Ölümün Gölgesi
Eitan’ın birliğinden yakın arkadaşı Amir o patlamada hayatını kaybetmişti. Cenaze töreni kalabalıktı. Bayraklara sarılı tabut, ailelerin çığlıkları, genç yüzler…
O gün Eitan ilk kez ağladı.
“Ben yaşadım,” dedi Noa’ya. “O yaşayamadı.”
Noa cevap vermedi. Sadece elini tuttu. Bazen suçluluk, yasın en ağır biçimiydi.
V. Yeni Bir İnşan
Aylar geçti. Savaş hâlâ tamamen bitmemişti. Haberlerde hâlâ çatışmalar vardı. Ama hayat, inatçı bir bitki gibi çatlaklardan çıkıyordu.
Noa bir projeye başladı: Gazze sınırına yakın kasabalarda roket saldırılarına dayanıklı, engelli erişimine uygun konutlar tasarlıyordu.
Eitan önce sadece izledi. Sonra projeye dahil oldu. Sınıfta anlatamadığı tarihi, şimdi yaşayarak anlatıyordu. Engelli gaziler için eğitim programları hazırladı. Okullara gidip konuşmalar yaptı.
Protez bacağıyla yürümeyi öğrendi. Koşamadı belki, ama vazgeçmedi.
Bir gün, inşaatı biten ilk evin önünde durdular. Çocuklar bahçede oynuyordu. Duvarlar kalındı ama pencereler büyüktü. Noa özellikle öyle istemişti.
“Güneş içeri girmeli,” demişti. “Korku değil.”
Eitan ona baktı.
“Ben artık eskisi gibi değilim,” dedi.
Noa gülümsedi.
“Ben de değilim. Ama belki gelecek, eski hâlimizle değil, yeni hâlimizle kuruluyor.”
VI. Umut
Akşam, deniz kenarında oturdular. Ufukta ışıklar yanıyordu. Sirenler o gece çalmadı.
Eitan protezine baktı, sonra Noa’nın eline.
“Savaş bizden çok şey aldı,” dedi.
“Noa başını salladı. “Ama birbirimizi almadı.”
Gökyüzünde sessizlik vardı.
Ve bazen umut, barışın tamamen gelmesi değil; yıkıntıların arasında yeni bir hayat kurmaya cesaret edebilmektir.