ARAS’IN  ÖZGÜRLEŞMESİ

Nadya eski bir Ermeni mahallesinin dar sokaklarında büyümüştü. Annesi her Pazar kiliseye gider evde eski şarkılar söylenirdi. Babası ise sessiz bir adamdı. Geçmişin acılarını konuşmadan taşıyanlardandı. Mahir ise İç Anadolu’nun muhafazakar bir kasabasından gelmişti. Kalabalık sofralar, yüksek sesli akrabalar  "bizden  olmayana" karşı görünmez duvarlarla büyümüştü.

İstanbul’da üniversitede tanıştılar. İlk başta birbirlerinin dünyasına hayran kaldılar. Nadya, Mahir’in köklülüğünü sevdi. Mahir ise Nadya’nın açık görüşlülüğünü.

Aşk iki insanın geçmişini susturabileceğine inanıyordu.

Yanıldılar.

Evlilik haberini ilk alan aileler  şoka uğradılar. Evlilik kararı alındığını duyunca hiç mutlu olmadılar. Mahir’in annesi telefonda ağladı.

‘’O çocuk bizim soyumuza yabancı büyüyecek.’’

Nadya’nın dedesi günlerce konuşmadı.

‘’Biz yıllarca görünmemek için yaşadık. Şimdi torunumuz yine hedef olacak.’’ diye üzüntüsünden kahroluyordu.

Yine de kimseyi dinlemeden evlendiler.

İlk yıllar güzeldi çünkü aşk hala yük taşıyabilecek kadar tazeydi.

Sonra oğulları Aras doğdu. İşte her şey orada başladı.

Çocuğun adı bile savaşa dönüştü.

Mahirin ailesi  bebeğin kulağına Kuran'dan ayet okunmasını isterken, Nadya’nın annesi vaftiz töreninden söz etti. Bir taraf ‘’Müslüman yetişecek’’ dedi, diğer taraf ‘’Kimliğini bilmeden büyüyemez’’ diye karşı çıktı.

Başta çift bunun geçeceğini sandı. "Biz kendi yolumuzu buluruz" dediler.

Ama çocuk büyüdükçe meseleler de büyüdü. Aras bir gün anneannesinin evinde haç işareti yapmayı öğrendi. Ertesi hafta babaannesinin yanında ‘’Gavur işi’’ lafını duydu. Çocuk anlamıyordu, ama hissediyordu.

Bir sofrada alkışlanan bir hareketi, diğer sofrada utanç oluyordu. 6 yaşındayken öğretmenine şöyle dedi:

‘’Ben evde iki kişi oluyorum öğretmenim.’’

Bu cümle kimsenin içine otumadı,  çünkü herkes kendi haklılığıyla meşguldü.

Mahir zamanla sertleşti. Başta ‘’özgürlük’’ dediği şey ona "kontrolsüzlük" gibi gelmeye başladı. Oğlu dua bilmiyor diye huzursuz oldu. Nadya ise "bizim geleneklerimiz " cümlesini bir baskı gibi duymaya başladı.

Kavgalar artık fısıltı ile başlamıyordu.

‘’Sen çocuğu kendinden utandırıyorsun!’’

‘’Asıl sen kafasını karıştırıyorsun!’’

‘’Ben ona kim olduğunu öğretmeye çalışıyorum!’’

‘’Hayır! Sen onu kendine benzetmeye çalışıyorsun!’’

Bir gece Aras odasının kapısını içeriden kilitledi. 8 yaşındaydı.

Kapının ardından sadece şunu söyledi.’’ Ben hanginiz olacağım?’’

Sessizlik oldu.

Çünkü ilk kez biri doğruyu sormuştu.

O gece Mahir salonda sabahladı. Nadya mutfakta ağladı. Her ikisi de ilk kez aşklarının yetmediğini anladı.

Bir yıl sonra boşandılar.

Ortada ne bir ihanet vardı ne de başka biri. Sadece yorulmuş iki insan.

Mahkeme çocuğun ortak velayetle büyümesine karar verdi. Haftanın üç günü annede. üç  günü babada ve bir gün dönüşümlü.

Ama hayat kağıt üstündeki kadar dengeli değildi.

Mahir oğlunu kendi mahallesine götürdüğünde, çocuk daha sessizleşiyordu. Nadya’nın evine döndüğünde ise daha öfkeli oluyordu.

Çünkü artık iki ayrı evde, iki ayrı doğru vardı.

Aras 12 yaşına geldiğinde kavga etmeyi bıraktılar. Ama bu barış değildi, sadece yenilgiydi.

Bir gün okulda  Aras’a soy ağacı ödevi verdiler.

Aras büyük bir kartona iki aileyi çizdi. Ortaya da kendini koydu.

Sonra öğretmeni bir şey fark etti.

Çocuk kendisini tam ortaya değil, hafif aşağıya çizmişti.

Sanki iki tarafın ağırlığı altında eziliyormuş gibi. Öğretmen bunu Nadya’ya söylediğinde kadın uzun süre konuşamadı.

O gece Mahir’i aradı.

Yıllar sonra ilk kez bağırmadan konuştular.

‘’Biz çocuğa kendisini seçmek zorunda hissettirdik.’’

Telefonun bir ucunda uzun bir sessizlik oldu.

Mahir yorgun bir sesle cevap verdi.

‘’çünkü biz de yıllarca seçmek zorunda kaldık.’’

İlk kez birbirlerini gerçekten anladılar. Ama bu çok geç bir anlayıştı.

Sonra küçük şeyler değişmeye başladı.

Artık kimse Aras’a ‘’bizdensin’’ demedi. Sorularına hazır cevaplar verilmedi. Bir bayramı kutlayınca diğerinden vazgeçmiş sayılmadı.

Ve çocuk ilk kez rahat bir nefes aldı.

15 yaşındayken arkadaşına şunu dedi:

‘’Ben ikiye bölünmedim. İki taraftan yapıldım.’’

Belki mesele buydu.

Aileler yıllarca kimliğin saf kalması gerektiğine inanmıştı. Oysa insan bazen karışınca tamamlanıyordu.

Yıllar sonra Aras üniversitede psikoloji okumaya karar verdi. Başvuru formunda "Neden bu bölüm?" sorusuna şunu yazdı:

"Çünkü insanlar birbirlerini sevdiklerinde geçmişlerinin sustuğunu sanıyor. Ama geçmiş konuşmaya devam ediyor. En çok da çocukların içinde.